Powered By Blogger

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Riskler ve biz

Gülmek; "SAF" denme riskini göze almaktır..Ağlamak ise; "DUYGUSAL" görünme riskini..Birine yakınlaşmak; "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini,

Duygularını açmak; "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini,

Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;"ONLARI BAŞKASINA KAPTIRMA" riskini göze almaktır.

Sevmek; "KARŞILIK GÖREMEME" riskini...Yaşamak ise.."ÖLME" riskini göze almaktır.Umutlanmak; "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini

Çabalamak ise; "BAŞARISIZ OLMA" riskini göze almaktır...

Ama riskler yaşanmalıdır,çünkü; hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır.Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir

ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez.

Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,

bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür...

Aklını kullanmayanlar

“Aklını kullanmayanları Allah pisliğe mahkûm eder” diyordu vahiy. İç dünyasını vahye inşa ettirenler, Allah’ın nuruyla bakarlar, o nurla görürler, o nurla yürürler, o nurla tutarlardı. İç dünyasını vahye inşa ettirmeyenlerin, yani kalbine sahip olamayanların, belli bir müddet sonra ellerine, dillerine, ayaklarına, gözlerine, kulaklarına da sahip olamayacakları aşikardı. En sonunda kendilerine sahip olamayacaklardı. Kendine sahip olamayanlar, kendini kaybetmeye mahkûmdular.

paylaşmak bu olsa gerek :)))

Soğuk bir kış akşamı, bir pidecinin kapısından içeri, yaşlı bir amcayla teyze girmiş

bir masaya oturmuşlar.

Amca masaya gelen garsona, büyük bir pide, bir çoban salata ve bir ayran ısmarlamış. Garson az sonra siparişleri getirmiş.

Amca pideyi ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş, sonra salatayı ikiye bölerek tabağın karşı kısmına doğru itmiş, sonra ayran bardağını ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor, sonra da teyze bir yudum alıyormuş.

"Ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyor" diye onları izliyormuş.

Az sonra fark etmişler ki teyzenin önünde yarım pide ve salata olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor, arada bir de ayrandan bir yudum alıyormuş...

Sonunda orada çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş:

"Affedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadım, lütfen izin verin, size bir pide kendim ısmarlayayım" demiş.

Yaşlı amca:

"Teşekkür ederiz ama, biz hâlimizden memnunuz. 50 yıldır evliyiz ve her şeyimizi işte böyle paylaşırız" cevabını vermiş.

Bunun üzerine genç adam teyzeye dönmüş:

"Peki ama teyzeciğim, siz neden pidenizi, salatanızı yemiyorsunuz, neyi bekliyorsunuz? "

Yaşlı teyze cevap vermiş:

"Dişlerimi... "

Çin'de yemek yersen

Çinde görevli Amerikalı bir subay bir gün Pekinde bir lokantaya girdi. Garsonun getirdiği Çince mönüye garip garip baktı. Gelen mönüden birşey anlamasa da bozuntuya vermedi ve parmağını Çince bir yazının üzerine basarak garsona gösterip, ne geleceğini merakla beklemeye başladı...

Bir müddet sonra garson bir tabak meyve getirdi. Amerikalı subay garsona meyveyi kenara koymasını işaret ederek parmağıyla listedeki başka bir yeri gösterdi. Bu kez, bir dilim pasta geldi. Subayın karnı çok acıkmıştı. Parmak yöntemiyle güzel bir yemek seçemeyeceğini de anlamış bulunuyordu. Çevresindeki masalara baktı. Karşı masada bir Çinli et yemeği yiyordu. Subay, karşı masadaki adamın yediği yemeği gösterdi ve garsona o yemekten getirmesini işaret etti.

Yemek geldi. Subay büyük bir iştahla eti yemeye başladı. Birkaç lokma sonra, şimdiye dek bu tatta bir et yemeği yemediğini fark etti. Pekin ördeklerinin ününü duymuştu. Bu acaba onun eti miydi?

Garsonu çağırdı, eti gösterdi ve kollarını kanat gibi yaparak, Vak, vak?! dedi.

Çinli garson soruyu anlamıştı. Hayır anlamında başını salladıktan sonra, doğru yanıtı verdi:

Hav, hav, hav!

En önemli 3 şey

Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı.

İçlerinden ...sadece birinde şemsiye vardı.

Bu İNANÇtır.....

Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onu tutacaktır.

Bu GÜVENdir.....

Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair teminatımız yoktur.

Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.

Bu ÜMİTtir.....

Ve bu üçü varsa hayatınız güzeldir ....

alıntı

KISKANÇLIK

Şeytanın yaptığı bir gökkuşağı gibidir kıskançlık. İçinde siyahtan mora doğru her tür karanlık rengin kıpırdadığı bir gökkuşağı… Sevdiğin tarafından sevilmediğin endişesinin yarattığı keder. İstediğine dokunamamanın getirdiği huzursuz, yalnızlık duygusu, beğenilmediğine inanmanın yarattığı aşağılanma, bir başkasının sana tercih edildiğini düşünmenin getirdiği eziklik ve öfke... Alay edilme korkusu. Benliğine olan güvenini kaybetmenin sonucunda kendini değersiz görme. Bir başkasının beğenisine muhtaç olduğunu hissetmenin zavallılığı…

Bütün bu karanlık, bu yok edici duygular demirden bir kapı gibi kapanır üstüne. Kendini tutsak, kıskandığını özgür görürsün. Ne gariptir ki, seni sevindiren o gülümseyiş artık seni aldatmak için olduğunu düşünürsün. İşte bu sefer kuşkularına düşmanlık karışır. Bir insanın, birini hem sevip hem de ona düşmanlık duyması kadar taşınması zor bir duygu ikiliği inanın az bulunur.

Bunca olaydan acı çekmişsindir. Tek kurtuluş yolu şudur belki de; sevdiğini sevmekten, kıskandığını kıskanmaktan vazgeçtiğinde, çektiğin acının intikamından da vazgeçeceksin demektir!

alıntı

insanlar...

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor kendisini sevilmeye lâyık görmediği için. Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için..

W..SHAKESPEARE

18 Ağustos 2011 Perşembe

acabaaa????

sayfamı aktifleştirebilmem mümkün olur mu acaba???